ÜNİVERSİTE SEÇERKEN ASIL SORU: “Yeniden Aynı Tercihi Yapar Mıydınız?”
29 Temmuz-10 Ağustos tarihleri arasında tercih yapacak milyonlarca üniversite adayı için en kritik karar süreci başladı.
Uzmanlar, tercih döneminde yalnızca başarı sıraları, taban puanlar ve kontenjanlara odaklanmanın yeterli olmadığına dikkat çekerken, öğrencilerin üniversitede yaşayacağı deneyimin de karar sürecinin önemli bir parçası olduğunun altını çiziyor.
Universum Türkiye Lideri ve araştırmacı-yazar Evrim Kuran, Universum Yetenek Araştırması’nın bulgularını değerlendirerek, üniversite tercihinde adayların kendilerine sorması gereken en önemli sorunun “Birkaç yıl sonra aynı üniversiteyi yeniden seçer miydim?” olduğunu vurguluyor. Kuran, konuyla ilgili şunları söyledi:
Üniversite Bir Kez Seçilmez
“Türkiye’de üniversite tercih dönemi birkaç hafta boyunca sayılara teslim oluyor: Başarı sıraları, kontenjanlar, burs oranları, şehir maliyetleri, geçen yılın taban puanları… Gençler hayatlarının en önemli kararlarından birini, önlerinde açılmış onlarca sekme ve çoğu birbirine benzeyen tanıtım cümlesi arasında vermeye çalışıyor. Tercih kılavuzlarında görünmeyen asıl soru ise şu: Öğrenci, birkaç yıl sonra aynı üniversiteyi yeniden seçer miydi?
Universum Yetenek Araştırması’nın üniversite değerlendirme bölümünde, 63 üniversitede öğrenim gören 38.995 öğrencinin okullarına, eğitim deneyimlerine ve kariyer hizmetlerine ilişkin görüşlerini inceledik. Kasım 2025 ile Haziran 2026 arasında yürüttüğümüz araştırma, üniversiteleri akademik başarı sırasına dizmiyor. Üniversitenin kendisi hakkında anlattıkları yerine, öğrencilerin içeride ne yaşadığını ve neye değer verdiğini gösteriyor.
Bu yılın en düşündürücü bulgularından biri, öğrenim hayatına yeniden başlayabilse aynı üniversiteyi seçeceğini söyleyen öğrencilerin oranının yalnızca yüzde 34 olması. Öğrencilerin yüzde 35’i Türkiye’de başka bir üniversiteye, yüzde 27’si yurt dışında bir üniversiteye gideceğini söylüyor. Yüzde 4’ü ise üniversite yerine doğrudan çalışma hayatına katılmayı tercih edeceğini belirtiyor. Bu tabloyu yalnızca memnuniyetsizlik olarak okumak doğru olmaz. Öğrencilerin üniversitelerinden ortalama memnuniyet düzeyi 10 üzerinden 6,8. Bu oran büyük bir kopuşa işaret etmiyor. Güçlü bir bağlılık da anlatmıyor. Memnuniyet ile yeniden tercih arasındaki açıklık, üniversitelerin yalnızca öğrenciyi kazanmayı değil, öğrencinin verdiği kararı yıllar boyunca doğrulamayı da düşünmesi gerektiğini söylüyor. Bir üniversitenin gerçek çekiciliği, tercih listesine kaç kez yazıldığıyla sınırlı değil. Öğrencisinin mezun olurken o tercihin arkasında durup durmadığında ortaya çıkıyor.
İyi Eğitim Yetmiyor; Güvenli Bir Hayat Da Gerekiyor
Öğrenciler için en önemli üniversite çekiciliği niteliği, geçen yıl olduğu gibi programların yüksek kalitede olması. İkinci sırada, üniversitenin gelecekteki kariyer veya eğitim hayatı için güçlü bir referans oluşturması yer alıyor. Üniversitenin temel vaadi hâlâ açık: İyi eğitim vermek ve öğrencisinin gelecekteki seçeneklerini genişletmek.
Ancak sıralamadaki hareket, gençlerin üniversite deneyiminden ne beklediğine ilişkin önemli bir değişimi gösteriyor. Güvenli kampüs ortamı geçen yıl yedinci sıradayken bu yıl üçüncü sıraya yükseldi. Çeşitlilik ve kapsayıcılığa verilen önem dördüncü sırada.
Güvenli kampüs beklentisinin yedinci sıradan üçüncü sıraya yükselmesini yalnızca kampüs girişindeki güvenlik önlemleriyle açıklamak mümkün değil. Hemen ardından çeşitlilik ve kapsayıcılığın gelmesi, öğrencilerin güvenliği daha geniş bir çerçevede değerlendirdiğini düşündürüyor. Üniversitede fiziksel olarak korunmak, ayrımcılık karşısında yalnız bırakılmamak, fikirlerini ifade edebilmek ve farklılıkları nedeniyle dışlanmamak aynı deneyimin parçaları. Gençler üniversiteden yalnızca iyi ders anlatmasını istemiyor. İçinde yaşayabilecekleri bir kurum olmasını bekliyor.
Bu değişim, tercih döneminde hâlâ kampüsün metrekaresini, yurt binasını, değişim programı sayısını ve mezunların unvanlarını anlatan üniversiteler için önemli bir uyarı. Öğrenci, tanıtım filmlerindeki üniversiteyi değil, pazartesi sabahı girdiği sınıfı, sözünü söyleyebildiği akademik ortamı, karşılaştığı yönetim anlayışını ve kampüste kendisine ayrılan alanı değerlendiriyor.
Üniversite markası tanıtım günlerinde kurulup kayıt haftasında tamamlanmıyor. Her ders, her sınav, her idari işlem ve her öğrenci şikâyeti o markaya yeni bir cümle ekliyor.
İş Bulmak Önemli; Üniversite Bundan İbaret Değil
Üniversite tercih tartışmaları giderek “Hangi bölüm daha hızlı iş buldurur?” sorusuna sıkışıyor. İş bulma ihtimali elbette önemli. Gençlerin mezuniyet sonrası istihdama duyduğu güvenin zayıfladığı bir ülkede başka türlüsü de beklenemez.
Ancak araştırmada yüksek iş bulma oranlarının üniversite çekiciliğinde sekizinci sırada yer alması dikkate değer. Öğrenciler program kalitesini, gelecekte güçlü bir referansa sahip olmayı, güvenli kampüsü, kapsayıcılığı, sosyal ortamı, başarılı mezunları ve uluslararası kabulü daha üst sıralara yerleştiriyor.
Gençler üniversiteyi yalnızca ilk işe açılan bir kapı olarak görmüyor. Nasıl düşüneceklerini, kimlerle karşılaşacaklarını, hangi yetkinlikleri geliştireceklerini ve mezuniyet sonrasında nasıl bir çevreye sahip olacaklarını da hesaba katıyorlar.
Yeniden Başlasalar Hangi Üniversiteye Giderlerdi?
Öğrencilere, öğrenim hayatlarına yeniden başlayacak olsalar Türkiye’de hangi üniversiteyi tercih edeceklerini de sorduk. İTÜ ilk sırada. ODTÜ ve ardından Boğaziçi Üniversitesi onu izliyor. İlk 10’daki üniversitelerin tamamı devlet üniversitesi. Bu sıralama tek başına üniversitelerin eğitim kalitesine ilişkin hüküm vermiyor. Bir algı araştırmasının sonucunu akademik performans tablosu olarak kullanmak doğru olmaz. Ancak köklü devlet üniversitelerinin bu kadar belirgin biçimde öne çıkması, kurumsal itibarın, akademik geleneğin, mezun ağının ve maliyet baskısının öğrencilerin tercih algısında birlikte çalıştığını düşündürüyor.
Üniversitelerin çekiciliği yalnızca bugünkü iletişim bütçeleriyle kurulmaz. Yıllar boyunca üretilen akademik değer, mezunların toplumdaki karşılığı ve öğrencilerin birbirlerine anlattıkları deneyimler, en parlak tanıtım kampanyasından daha kalıcıdır.
Kariyer Merkezi Ne Zaman Devreye Giriyor?
Araştırmada öğrencilerin yüzde 19’u ise herhangi bir kariyer gelişimi etkinliğine katılmadıklarını söylüyor. Her beş öğrenciden birinin üniversite ile çalışma hayatı arasındaki bağı kurmayı amaçlayan hiçbir etkinliğe katılmaması önemli. Ancak asıl dikkat çekici bulgu, öğrencilerin bu hizmetleri neden kullanmadığında ortaya çıkıyor. Kariyer hizmetlerini kullanmayan öğrencilerin yüzde 31’i eğitim hayatının henüz erken döneminde olduğunu düşünüyor. Bir öğrencinin kariyer gelişimi için birinci ya da ikinci sınıfı erken bulması, yalnızca öğrencinin yanılgısı değil. Üniversitenin kariyer gelişimini nasıl konumlandırdığını da gösteriyor.
Öğrenci Sunum Değil, Karşılaşma İstiyor
Öğrencilerin kariyer gelişimi etkinliklerinde en faydalı bulduğu çalışma yüzde 45 ile kariyer, iş ve staj fuarları. Mezunlarla etkileşim yüzde 31, özgeçmiş ve mülakat eğitimleri yüzde 30 ile onu izliyor. Kariyer danışmanlığı ile kariyer yolu hakkında bilgilendirme yüzde 25 düzeyinde. İşveren sunumlarını faydalı bulanların oranı yüzde 20. Bu sıralama öğrenciye nasıl ulaşılması gerektiğini de anlatıyor. Gençler kurumların kendilerini anlattığı tek yönlü sunumlardan çok, gerçek insanlarla ve somut fırsatlarla karşılaşmayı değerli buluyor. Mezunla yapılan sahici bir konuşma, nitelikli bir staj fırsatı veya iyi tasarlanmış bir kariyer fuarı, şirketin başarılarını sıraladığı uzun bir sunumdan daha fazla karşılık bulabiliyor.
Şirketlerin üniversitelerle ilişkisini son sınıf işe alım takvimine sıkıştırması artık yeterli değil. İş dünyası, öğrencilerin hangi becerilere ihtiyaç duyduğunu söylemekle yetinemez. Bu becerilerin gelişmesine katkı vermeli.
Tercih döneminde bütün sorumluluk gençlerin omuzlarına bırakılıyor: Doğru bölümü, doğru üniversiteyi, doğru şehri seçmeleri bekleniyor. Oysa bu kararın doğruluğunu yıllar boyunca üniversitenin sunduğu eğitim, kampüs deneyimi ve kariyer olanakları belirliyor. Üniversitelerin görevi kontenjanlarını doldurmakla, şirketlerin görevi mezuniyet yaklaşınca yetenek aramakla, ebeveynlerin görevi de en güvenli görünen seçeneği işaret etmekle tamamlanmıyor.”









