Manevi pratikler zihni şimdiye sabitliyor!
Meditasyon, dua ve zikir pratiklerinin zihni geçmiş ve gelecek kaygılarından uzaklaştırdığını belirten uzmanlar, ‘şimdiye odaklanmayı’ sağlayan farkındalık pratikleri olduğunu söylüyor.
Bu yöntemlerin, sinir sistemini yatıştırarak stres tepkisini azaltabildiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Stres altındayken zihnimiz durmadan felaket senaryoları yazar. Bu yöntemler, olay ile sizin vereceğiniz tepki arasına farkındalık boşluğu koyar. Yani otomatik bir tepki vermek yerine, bir an durup ‘şu an ne oluyor’ diyebilme gücü kazanırız.” dedi. Ancak bu uygulamaların tek başına tedavi yerine geçmediğini aktaran Beyaz, özellikle yoğun psikolojik sorunlarda psikoterapi ve tıbbi destekle birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, 21 Mayıs Dünya Meditasyon Günü kapsamında, meditasyon, dua ve zikir gibi manevi pratiklerin zihinsel sağlık üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.
Meditasyon, dua ve zikir zihni şimdiye sabitliyor!
Meditasyon, dua ve zikir kavramlarına dışarıdan bakıldığında bambaşka kültürel ritüeller gibi göründüğünü ifade eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Oysa psikolojik zeminde hepsi zihni o yorucu geçmiş veya gelecek sarmalından çekip çıkaran, şimdiye sabitleyen müthiş birer farkındalık pratiğidir.” dedi.
Sürekli konuşan o eleştirel iç sesimize, otomatik düşüncelerimize atıfta bulunan Beyaz, “İşte dua veya zikir, o sesten çıkıp yükü daha büyük bir güce devretmemizi sağlıyor. Çoğu zaman o derin yalnızlık hissini de bu vesileyle kırabilmek mümkün olabiliyor. Ruh sağlığı açısından bu pratikleri ortak bir çerçevede değerlendirmek mümkün. İster inanç temelli olsun ister kültürel, bunları genellikle tevekkül şemsiyesi altında toplayabiliriz. Çünkü beynin neresine dokunduklarına baktığımızda, kökenleri ne olursa olsun sinir sistemimizde yarattıkları o regüle edici, yatıştırıcı etki neredeyse aynı.” şeklinde konuştu.
Bu yöntemler stresle tepki arasına farkındalık koyuyor!
Bu uygulamaların zihinsel rahatlama ve duygusal dengeyi nasıl sağladığına değinen Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şunları söyledi:
“Mesele tamamen otonom sinir sistemindeki o fren mekanizmasıyla, yani vagus siniriyle ilgili. Bu pratikleri zihninize attığınız bir çıpa gibi düşünebiliriz. Nefesimize veya tekrar ettiğiniz kelimeye odaklandıkça kalp atışlarınız yavaşlar, stres hormonları dibe iner. Beynimizin sürekli tehlike çanları çalan bölgesi amigdala sakinlerken; mantıklı karar alan, duyguları yöneten prefrontal korteks direksiyona geçer. Beyin esner ve ardından nefes alır. Nöroplastisite dediğimiz şey tam da burada devreye giriyor.
Stres altındayken zihnimiz durmadan felaket senaryoları yazar. Her şey kontrolden çıkacakmış gibi gelir. İşte bu yöntemler, olay ile sizin vereceğiniz tepki arasına farkındalık boşluğu koyar. Yani otomatik bir tepki vermek yerine, bir an durup ‘şu an ne oluyor’ diyebilme gücü kazanırız. Hayatın getirdiği o belirsizliğe karşı tahammül artar, her şeyi kontrol etme isteğinden yavaş yavaş vazgeçilebilir.”
Manevi pratikler, tedavi yerine değil; iyileşme sürecine destek için kullanılmalı!
Günlük hayatta uygulanabilecek basit pratikler olduğunu aktaran Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “İlla dağ başına gidip saatlerce inzivaya çekilmek gerekmiyor. Gündelik hayattan örneklere de yönelebiliriz, trafikte sıkıştığınızda içinizden ritmik bir şekilde dua okumak veya sizi yatıştıran bir kelimeyi tekrarlamak bile işe yarayabilir. Gece yatarken bedendeki kasılmaları fark edip oraya doğru derin bir nefes göndermek, ya da yürürken sadece adımlarınıza ve ayak tabanlarınıza odaklanmak. Bunlar gün içine serpiştirebileceğiniz, bir, iki dakikalık ama etkisi olabilecek molalardır.” dedi.
Ancak bu pratiklerin tek başına bir tedavi yöntemi olarak yeterli olmadığını vurgulayan Beyaz, “Tedavi ve takip sürecinde durum o kadar basit değil. Gündelik streslerde, hafif kaygılarda iş görebilir, evet. Ancak yoğun psikolojik sorunlar söz konusuysa, beynin biyokimyası çoktan sarsılmıştır. O noktada asıl işi psikoterapi ve medikal tedavi yapar. Manevi pratikler ise bu iyileşme yolculuğunda sizi destekleyen, sürece omuz veren çok güçlü birer yol arkadaşı olabilir.” açıklamasını yaptı.
Herkes meditasyon pratiklerinden aynı şekilde fayda görmeyebilir!
Her bireyin bu yöntemlerden aynı şekilde fayda görüp göremeyeceğini değerlendiren Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Herkesin parmak izi nasıl farklıysa, bu yöntemlere verdiği tepki de öyle eşsiz olabilmekte. İki insan düşünün; biri inançla çok güvenli bir bağ kurmuş, dua ettikçe güçleniyor, direnci artıyor. Diğerinin ise çocukluk travmaları ağır, zihnindeki Yaratıcı figürü çok daha ‘cezalandırıcı’. İşte o kişi gözlerini kapatıp içine döndüğünde huzur bulmak yerine korkunç tetiklenmeler yaşayabiliyor, ağır bir suçlulukla baş başa kalabiliyor. Dolayısıyla tek bir şablonu herkese uydurmak pek de mümkün değil.” dedi.
Manevi pratikler, hayattan kaçış aracı değil; güvenli bir yüzleşme alanı olmalı!
Meditasyon, dua veya zikirle ruhsal rahatlama arayan bireylere önerilerde bulunan Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:
“En önemlisi: Bu pratikler kişinin kendi içindeki karanlıktan, ilişkilerden veya hayatın acılarından kaçmak için geçici bir uyuşturucu gibi kullanılmamalı. Tam tersine, öfkeyle, korkularla yargılamadan yüzleşilebilecek güvenli birer liman olarak görülmeli. Eğer yapılan pratikler kişiyi başka insanlardan koparıyor, işlevselliğini bozuyor veya içinde sürekli bir korku döngüsü yaratıyorsa, bir uzmandan destek almakta fayda var. İlaçlar veya psikoterapi maneviyatın asla rakibi değildir. Aslında tam tersi bedenin biyolojik zeminini toparlayarak duadan, zikirden alınacak verimi kat kat artıran etkenlerdir.”








