İzmir ve Manisa’dan gelen bilimsel veriler, Gediz Nehri’ndeki kirliliğin boyutunu gözler önüne seriyor. Hazırlanan kapsamlı raporlar, nehrin taşıdığı sanayi, evsel ve tarımsal atıkların hem yeraltı sularını hem de tarım alanlarını ciddi şekilde tehdit ettiğini, bu durumun nihayetinde İzmir Körfezi’nde geri dönüşü zor etkilere yol açabileceğini ortaya koyuyor. Uzmanlar, özellikle yeraltı sularındaki kirlilik seviyesinin endişe verici boyutlara ulaştığına dikkat çekiyor.
İzmir Büyükşehir Belediyesi, ‘Sağlıklı Körfez’ hedefi doğrultusunda Gediz Nehri’ndeki kirlilikle mücadele çalışmalarını sürdürüyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na iletilen, gemi kaynaklı kirlilikle mücadele için denetim ve ceza yetkisi talebinin reddedilmesine rağmen, belediye dron taramalarıyla deniz kirliliğini tespit etmeye devam ediyor. Bu kapsamda, İzmir Körfezi’ndeki kirliliğin önemli kaynaklarından biri olan Gediz Nehri’ndeki durumu netleştirmek amacıyla su analizleri yoğunlaştırıldı.

Aylık Raporlarla Kirlilik Takibi
Gediz Nehri ve yan derelerindeki izleme faaliyetleri, kirliliğin sadece Körfez’i değil, aynı zamanda tarımsal üretimi ve yeraltı su kaynaklarını da doğrudan etkilediğini gösteriyor. İZSU ve Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi (MASKİ) tarafından ortaklaşa yürütülen çalışmalarda, havza genelinden elde edilen veriler, kirliliğin çok yönlü ve birikimli bir yapıda olduğunu ve özellikle yeraltı sularını tehdit ettiğini vurguluyor.
Her ayın ilk haftası Gediz Nehri’nde örneklemeler yapılıyor. İzmir sınırları içinde Gediz ana yatağı, Ağıldere ve Nif Çayı dahil olmak üzere 23 noktadan, Manisa bölgesinde ise 36 farklı noktadan numune alınıyor. Kirlilik değişimleri düzenli olarak anlık takip ediliyor. Alınan numunelerin analizleri İzmir’de TÜRKAK akreditasyonlu İZSU Halkapınar Laboratuvarı’nda, Manisa’da ise MASKİ’nin akredite laboratuvarında gerçekleştiriliyor.
Toplanan veriler aylık raporlar halinde değerlendiriliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü bu çalışmaya, Gediz Nehri’nin büyük bir kısmını kapsayan Manisa Büyükşehir Belediyesi de aylık raporlarıyla destek veriyor. İzmir ve Manisa’dan elde edilen veriler, yıllık bir raporda birleştirilerek Gediz Nehri’nin kaynağından temiz çıkmasına rağmen kirlenmesine neden olan faktörler bir yıllık süreçte detaylı bir şekilde tespit ediliyor. Bu sayede hem İzmir Körfezi’ni hem de bölge tarımını tehdit eden kirliliğe karşı daha etkili bir mücadele yöntemi geliştirilmesi hedefleniyor.

Tarımsal Sulama Ciddi Risk Altında
İZSU ve MASKİ verilerinin bir araya getirilmesiyle bütüncül bir yaklaşımla hazırlanan Ocak ve Şubat 2026 tarihli “Gediz Nehri ve Yan Derelerinin Kirlilik İzleme Raporu”, havzanın sadece idari sınırlar değil, ekosistem bütünlüğü içinde ele alınması gerektiğini vurguluyor. Rapora göre, 401 kilometrelik yaşam koridoru boyunca Gediz Nehri sadece su taşımakla kalmıyor; aynı zamanda sanayi, evsel atıklar ve tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan kirlilik izlerini de Körfez’e kadar taşıyor. Özellikle Manisa sınırları içerisine nehrin zaten kirli olarak girdiği tespit ediliyor.
Ocak 2026 raporu, İzmir tarafında örneklenen Gediz ana kolundaki pek çok noktada temel su kalite göstergelerinin alarm verdiğini ortaya koyuyor. Toplam azot ve fosfor değerleri tüm örnekleme noktalarında sınır değerlerin üzerinde seyrederken, su kalitesi III. sınıf olarak sınıflandırılıyor. İletkenlik (tuzluluk) değerleri de tüm noktalarda III. sınıf seviyesinde ölçülürken, kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) ve biyolojik oksijen ihtiyacı (BOİ) gibi organik yük göstergelerinde birçok noktada “orta derecede kirlenmiş su” seviyeleri tespit ediliyor. Raporda ayrıca bromür, alüminyum, demir ve bakır gibi ağır metal değerlerinin tüm örneklerde çevresel kalite sınırlarının üzerinde olduğu belirtiliyor. Bu durum, nehirde hem organik yükün hem de endüstriyel ve tarımsal kaynaklı kirliliğin eş zamanlı olarak etkili olduğunu gösteriyor.

Gediz Nehri’nin Kirlilik Yükü ve Çözüm Önerileri
Rapora göre, Gediz Havzası’nda yaygın ve kronik bir kirlilik yükü mevcut. İleri biyolojik arıtma tesisleri devreye alınmış olsa da, alıcı ortam üzerindeki diğer baskıların devam ettiği, bunun da özellikle endüstriyel kaynaklı kirliliğe işaret ettiği belirtiliyor. Raporda, azot ve fosforun tarımda kullanılan gübre miktarındaki artıştan kaynaklandığı, atık su arıtma tesisi bulunmayan yerleşim yerlerinde yeni tesislerin kurulması gerektiği ve endüstriyel deşarjların çok daha sıkı bir şekilde denetlenmesi gerektiği vurgulanıyor.
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi emekli öğretim üyesi ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Kalkınma Danışmanı Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Gediz Nehri’nin Murat Dağı’ndan başlayarak Kütahya, Uşak, Manisa ve İzmir’den geçip Ege Denizi’ne ulaştığını hatırlatıyor. Kurucu, “Bu süreç boyunca oluşan her türlü atık Gediz’e karışıyor ve nehir Körfez’e kadar kirlenmiş bir şekilde ulaşıyor. Gediz Nehri ve yan dereleri, Körfez’i kirleten 33 dereden biri. Kirliliğin parametrelerine baktığımızda tarımsal kaynaklı kirlilik, sanayi kaynaklı kirlilik ve evsel atıklardan kaynaklanan kirlilik olmak üzere üç ana başlıkta toplandığını görüyoruz” diyor.
Kurucu, nehrin tarihsel yatağına da dikkat çekerek, 1886’da yapılan müdahaleyle akış yönünün değiştiğini ancak eski yatağın da hâlen aktif olduğunu ve Ağıldere hattı üzerinden iç Körfez’i beslemeye devam ettiğini belirtiyor. Bu durum, kirliliğin Körfez’in daha hassas bölgelerine ulaşmasına neden oluyor.


