Su ve Gıda Güvenliği İçin Havza Bazlı Kirlilik Yönetimi ve Atık suların Yeniden Kullanımı Elazığ’da Ele Alınıyor
TÜBA tarafından Fırat Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen “Su ve Gıda Güvenliği Perspektifinden Havza Bazlı Kirlilik Yönetimi ve Atıksuların Yeniden Kullanımı Çalıştayı” Elazığ’da başladı. İki gün sürecek çalıştayda; su kaynaklarının korunması, havza bazlı kirlilik yönetimi, atıksuların güvenli biçimde yeniden kullanımı, gıda güvenliği ve iklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki etkileri bilimsel ve bütüncül bir yaklaşımla ele alınıyor.
Altı ana başlık iki gün boyunca ele alınacak
İki gün sürecek çalıştay kapsamında bilim insanları, kamu kurumlarının temsilcileri, sanayi paydaşları ve sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla su ve gıda güvenliğinin farklı boyutları değerlendirilecek. Çalıştayda “Havza Bazlı Kirlilik Yönetimi”, “Kirliliklerin Gıda Zincirine Taşınması ve Gıda Güvenliği”, “İleri Atıksu Arıtma Teknolojileri”, “Atıksuların Tarımsal Sulama ve Gıda Üretiminde Kullanımı”, “Atıksu Yeniden Kullanımında Risk Yönetimi” ile “Döngüsel Su Yönetimi ve Beslenme Güvencesi” başlıkları ele alınacak. Çalıştayda gerçekleştirilecek sunum ve değerlendirmelerin bir kitap hâline getirilerek kamuoyuyla paylaşılacak.
Çalıştayın açılışında TÜBA Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Şeker, Fırat Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fahrettin Göktaş, TÜBA Asli Üyesi ve TÜBA Gıda ve Beslenme Çalışma Grubu Yürütücüsü Prof. Dr. Kazım Şahin ile TÜBA Asli Üyesi ve TÜBA Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Yürütücüsü Prof. Dr. Mehmet Emin Aydın ile konuşma yaptı. Programa ayrıca Elazığ Vali Yardımcısı Muhammed Sait Baytok, Elazığ Belediye Başkan Yardımcısı Mustafa Pirinççi, Harran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Tahir Güllüoğlu, Türkiye Su Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Lütfi Akca ve TÜBA üyelerinin yanı sıra araştırmacılar, uzmanlar ve öğrenciler katıldı.
“Su varsa insan vardır, tarım vardır, gıda vardır, gelecek vardır”
TÜBA Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Şeker, açılış konuşmasında su meselesinin yalnızca Türkiye’nin değil, bütün insanlığın geleceğini ilgilendiren küresel bir mesele olduğunu vurguladı. İklim değişikliğiyle birlikte dünyanın giderek daha ciddi bir kuraklık ve su stresiyle karşı karşıya kaldığını belirten Şeker, su kaynaklarının korunmasının artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu ifade etti.
Suyun yalnızca bir doğal kaynak olarak değil, yaşamın bütün unsurlarını birbirine bağlayan temel bir değer olarak görülmesi gerektiğine dikkat çeken Şeker, “Su hayattır. Su varsa insan vardır. Su varsa diğer canlılar vardır. Su varsa tarım vardır, gıda vardır, üretim vardır, gelecek vardır.” ifadelerini kullandı. Üretimin durdurulması değil, daha temiz ve sürdürülebilir üretim modellerinin geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Şeker, daha az kaynak tüketen, daha az kirleten ve doğal dengeyi gözeten bir üretim anlayışının önemine işaret etti. Şeker, doğal kaynakların kirletilmesi, atıkların doğaya bırakılması ve sürdürülemez tüketim alışkanlıklarının ekolojik dengeyi tehdit ettiğini belirterek, suyun yanı sıra bütün ekosistemin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Fabrikalar kapatılsın, üretim durdurulsun demiyoruz. Tam tersine, insanlığın ihtiyaçlarını karşılayan ancak doğaya daha az zarar veren, daha temiz, daha güvenilir ve daha sürdürülebilir üretim modellerini geliştirelim diyoruz.” diyen Şeker, bilim ve teknolojinin bu dönüşümde önemli bir rol üstlendiğini kaydetti. Atıkların azaltılması, geri dönüştürülmesi ve yeniden ekonomiye kazandırılması konusunda mevcut bilgi ve teknolojiye sahip olunduğuna dikkat çeken Şeker, çevre konusunda Türkiye’de yürütülen çalışmalara da değindi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Emine Erdoğan’ın öncülüğünde yürütülen “Sıfır Atık” hareketinin çevre ve geri dönüşüm konusunda dünyaya örnek olabilecek önemli bir adım olduğunu belirten Şeker, bununla birlikte çevre sorunlarının yalnızca bireysel veya yerel çalışmalarla çözülemeyeceğini, küresel ölçekte ortak sorumluluk anlayışına ihtiyaç bulunduğunu ifade etti. Prof. Şeker, “Bir taraftan çevre konusunda önemli projeler gerçekleştirirken, diğer taraftan dünyanın farklı bölgelerinde fabrikaların üretmeye, kaynakları tüketmeye ve çevreyi kirletmeye devam etmesi bize şunu gösteriyor: Artık çevre meselesini yalnızca bireysel ya da yerel çalışmalarla değil, küresel bir anlayışla ele almak zorundayız.” değerlendirmesinde bulundu.
Su ve doğal kaynakların geleceği açısından bilimsel çalışmaların önemine de dikkat çeken Şeker, 2025 Nobel Kimya Ödülü sahibi Prof. Dr. Ömer Yaghi’nin suyun elde edilmesi ve kullanılabilir hâle getirilmesine yönelik çalışmalarının, su konusunun bilim dünyasında ulaştığı kritik noktayı ortaya koyduğunu söyledi.
Şeker, çalıştayın amacının yalnızca sorunları ortaya koymak olmadığını belirterek, “Bilimsel bilgiyle, ortak akılla ve ortak sorumluluk anlayışıyla çözüm yolları ortaya koymak” gerektiğini vurguladı. Su ve gıda güvenliğinin gelecek nesillerin yaşam hakkıyla doğrudan bağlantılı olduğuna işaret eden Şeker, çalıştayın ülke, bölge ve insanlık için yararlı sonuçlar ortaya koyması temennisinde bulundu.
“Suyun gelecekte petrolden daha stratejik hâle gelmesi muhtemel”
Fırat Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fahrettin Göktaş ise suyun insan hayatının temel ihtiyaçlarından biri olmasının yanı sıra medeniyetlerin kuruluşunda da belirleyici bir kaynak olduğunu ifade etti. Tarih boyunca büyük medeniyetlerin önemli bölümünün nehirlerin, göllerin ve diğer su kaynaklarının çevresinde şekillendiğini hatırlatan Prof. Göktaş, önümüzdeki dönemde suyun petrol kadar, hatta petrolden daha stratejik bir kaynak hâline gelebileceğine dikkat çekti. Türkiye’nin iklim değişikliği, kuraklık, su kaynaklarının azalması ve nüfus baskısı gibi nedenlerle su güvenliği bakımından giderek daha kritik bir dönemden geçtiğini belirten Rektör Göktaş, su güvenliği ile gıda güvenliğinin birlikte ele alınmasının önemini vurguladı.
“Su güvenliği olmadan gıda güvenliğinden söz edemeyiz”
TÜBA Asli Üyesi ve TÜBA Gıda ve Beslenme Çalışma Grubu Yürütücüsü Prof. Dr. Kazım Şahin ise su güvenliği ile gıda güvenliğinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini belirterek, “Su güvenliği olmadan gıda güvenliğinden söz edemeyiz. Güvenli olmayan suyla sürdürülebilir ve güvenli gıda üretmek mümkün değildir.” dedi.
Dünya genelinde tatlı su kullanımının yaklaşık yüzde 70’inin tarımda gerçekleştiğine dikkat çeken Şahin, iklim değişikliği, kuraklık ve nüfus baskısının kullanılabilir su kaynaklarını giderek daha kritik hâle getirdiğini söyledi. Türkiye’nin de Akdeniz havzasında yer alması nedeniyle iklim değişikliğinin kuraklık ve su stresi etkilerini yoğun biçimde hissettiğini ifade eden Şahin, geleceğin tarım politikalarının yalnızca üretim miktarı üzerinden değil, üretimde kullanılan suyun miktarı ve kalitesi üzerinden de değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Arıtılmış atıksuların tarımsal sulamada yeniden kullanımının önemli bir fırsat sunduğunu belirten Şahin, ancak yeniden kullanım ile güvenli yeniden kullanım arasında kritik bir fark bulunduğunu vurguladı. Patojenler, ağır metaller, pestisitler, antibiyotik kalıntıları ve yeni nesil mikro kirleticilerin toprağa, bitkilere ve yeraltı sularına taşınabileceğine dikkat çeken Şahin, risk temelli izleme sistemlerinin geliştirilmesi gerektiğini söyledi.
Prof. Şahin, “Daha fazla suyu yeniden kullanmak değil, daha fazla suyu güvenli şekilde yeniden kullanmak” anlayışının temel ilke olması gerektiğini belirterek, havza yönetiminin aynı zamanda bir gıda güvenliği politikası olarak ele alınması gerektiğini ifade etti.
“Kirlilik yerel değil, havza ölçeğinde ele alınması gereken bütüncül bir problem”
TÜBA Asli Üyesi ve TÜBA Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Yürütücüsü Prof. Dr. Mehmet Emin Aydın da su ve gıda güvenliğinin nüfus artışı, iklim değişikliği ve doğal kaynaklar üzerindeki baskılar nedeniyle birbirinden bağımsız düşünülemeyecek hâle geldiğini söyledi. Havzanın yukarı kesimlerinde meydana gelen kirliliğin aşağı kesimlerdeki sulama sularını, içme suyu kaynaklarını ve dolayısıyla gıda üretim zincirini etkileyebildiğine dikkat çeken Aydın, havza bazlı düşünmenin suyun kaynağından denize ulaşana kadar geçtiği tüm aşamaların ve etkileşimde bulunduğu ekosistemlerin birlikte değerlendirilmesini gerektirdiğini belirtti.
Prof. Aydın; güçlü izleme sistemleri, erken uyarı mekanizmaları ve risk haritalama çalışmalarının kirlilik olaylarının etkilerini sınırlandırmada önemli olduğunu ifade ederek, ileri atıksu arıtma teknolojilerinin de su kaynaklarının sürdürülebilirliği açısından önemli fırsatlar sunduğunu kaydetti.









