Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Modern insan artık yalnız, bu da terapiste yönelimi artırdı!”
Günümüzde terapiye olan ihtiyacın artışını değerlendiren Psikiyatrist Prof. Dr. Tarhan, “Modern insan artık yalnız, beklentilerini yönetemiyor, ilişkiler yüzeyselleşti. Bu da terapiste yönelimi artırdı. Artık bir mali müşavir, hukuk danışmanı gibi psikolojik danışman sahibi olmak modern yaşamın bir gerekliliği hâline geldi.” dedi.
Danışanların büyük bölümünün sorunlarını dış etkenlere bağladığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Terapiye gelenlerin yüzde 70–80’i problemi dış nedenlere bağlıyor; eşine, topluma, ekonomiye… Oysa insan akışı değiştiremiyorsa bakışını değiştirmelidir. Zihinsel esneklik kazandırmak terapi sürecinin önemli bir hedefidir.” dedi.
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, terapi sürecine dair her şey konusunu değerlendirdi.
Terapiste olan ihtiyaç gerçek mi, yapay mı?
Prof. Dr. Tarhan, modern çağda terapinin yalnızca bir tedavi değil, bir yaşam gereksinimi hâline geldiğini belirterek, “Geçenlerde bir anne anlatıyordu; çocuğu terapiste gidiyormuş. ‘Anne, sen de çocukken gittin mi terapiye?’ diye sormuş. Anne de ‘Hayır, hiç gitmedim, ihtiyaç da hissetmedim’ demiş. Bu diyalog günümüzün gerçeğini gösteriyor. Şimdi ergenler bile terapi ihtiyacı hissediyor. Peki bu ihtiyaç gerçek mi, yoksa yapay mı? Tartışmalı bir konu. Modernizm, insanın stres yönetimini zayıflattı. İnsan artık problemlerini çözmekte zorlanıyor, duygusal baskı altında hissediyor. Böyle durumlarda terapi bir zorunluluk hâline geliyor.” dedi.
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günümüzde terapiye olan ihtiyacın artışını değerlendirerek, “Modern insan artık yalnız, beklentilerini yönetemiyor, ilişkiler yüzeyselleşti. Bu da terapiste yönelimi artırdı. Artık bir mali müşavir, hukuk danışmanı gibi ‘psikolojik danışman’ sahibi olmak modern yaşamın bir gerekliliği hâline geldi.” diye konuştu.
Modern yaşamın insanın stres eşiğini zorladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:
“İlk çağlarda bir insan aslanla, kaplanla karşılaştığında nabzı yılda birkaç kez 140’a çıkardı. Bugün ise şehir trafiğinde, iş hayatında, her gün nabzı 140’a çıkan insanlar var. Stresörler arttı, beklentiler çoğaldı. İnsan artık her istediğini ihtiyaç zannediyor. Halbuki insanın ihtiyaçları sınırsız değil, istekleri sınırsız. Modern çağ, insanı bu farkı unutturdu.”
Yalnızlık artık küresel bir tehdit hâline geldi
Yalnızlığın artık küresel bir tehdit hâline geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, modern insanın “derin bağ” kurma kapasitesini kaybettiğini ifade etti:
Prof. Dr. Tarhan, “Birleşmiş Milletler, küresel ölçekte üç büyük sorun tanımlıyor; gelir eşitsizliği, iklim değişikliği ve yalnızlık. Yalnızlık çağın salgını hâline geldi. İnsan artık çok arkadaş sahibi ama güvenli, derin ilişkiler kuramıyor. Aile içinde bile güvenli bağ kuramayan gençler, bu ilişkiyi terapistle kurmaya çalışıyor.” şeklinde konuştu.
Klasik terapi yaklaşımları yerini “pozitif psikoterapi”ye bıraktı
Klasik terapi yaklaşımlarının artık yerini “pozitif psikoterapi”ye bıraktığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Kişi değişim ihtiyacı hissediyorsa ama bunu nasıl yapacağını bilmiyorsa, pozitif psikoterapi devreye girer. Bu yaklaşımda patolojiye değil, potansiyele odaklanırız. Kişinin güçlü karakter özelliklerini ortaya çıkarıp, zayıf yönlerini bu kaynaklarla yönetmesini öğretiriz. Bu, yara açmadan iyileştirme yaklaşımıdır.” ifadesinde bulundu.
Nörobilim alanındaki gelişmelerin psikoterapiyi dönüştürdüğünü vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Beyindeki mutlulukla ilgili alanların pozitife odaklı terapilerde daha aktif olduğu görüldü. Negatife odaklı terapiler, kişiyi geçmişe hapsederken; pozitife odaklı olanlar psikolojik bağışıklığı güçlendiriyor. Bu da travmalarla baş etmede daha kalıcı sonuçlar veriyor.” dedi.
Güven oluşmadan terapi olmaz
Bir terapinin en temel unsurlarından birinin “terapötik ittifak” olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Hiç kimseye anlatamadığı bir şeyi terapistine anlatacak. Eğer terapist geçmişteki danışanlarının isimlerini söylüyorsa, orada güven oluşmaz. Bu, mesleki etik sorunudur. Terapötik ittifak için güven, şeffaflık, samimiyet ve aktif dinleme şarttır. Samimi bir terapist, karşısındaki kişinin beynindeki ayna nöronları harekete geçirir. Bu nedenle güvenin oluştuğu her terapide, duygusal iyileşme çok daha hızlı gerçekleşir.” diye konuştu.
Ayrıca “nonverbal iletişimin” yani mimik, jest ve beden dilinin terapi sürecinde sözcükler kadar önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “İnsanlar sadece sözle değil, duyguyla iletişim kurar. Bazen bir bakış, bir mimik bin kelimeden daha etkilidir. O sıcaklık hissi, terapinin yarısını çözer.” ifadesinde bulundu.
Her terapi kişiye özel
Prof. Dr. Tarhan, terapi sürecinin kişiselleştirilmesi gerektiğini ifade ederek, “Biz genelde 10 seanslık bir hedefle başlıyoruz. Önce kişilik testleri, ilişki değerlendirme ölçekleri yapıyoruz. Kişinin iç ve dış dünyasını, söylemediklerini projektif testlerle anlamaya çalışıyoruz. Sonra hangi terapi yönteminin uygun olduğuna karar veriyoruz. Tıpkı iyi bir tamircinin çantasında her aletin bulunması gibi, terapistin de araçları farklıdır. Bazen bilişsel davranışçı terapi, bazen nörofeedback, bazen psikanaliz gerekir.” şeklinde konuştu.
Psikiyatrist ve psikologların ekip çalışmasının önemine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “İnsanı biyopsikososyal ve spiritüel bir bütün olarak ele almak gerekir. Biyolojik altyapı bozuksa, psikolojik müdahaleler tek başına yeterli olmaz. Bu nedenle ilaç tedavisiyle birlikte terapi planı en ideal sonuçları verir. Terapide amaç sadece yarayı görmek değil, kişinin kendini yeniden inşa etmesine yardımcı olmaktır.” dedi.
“Terapist önyargılarını vestiyere asmalı”
Prof. Dr. Tarhan, terapistin kimlik rollerinden sıyrılıp, danışan karşısında yalnızca “klinisyen” rolünde olması gerektiğini dile getirerek, “Terapide paylaşılabilecekler var, paylaşılamayacaklar var. Terapistin kişinin özeline, özrüne ve kutsalına saygı duyması gerekir. Mesela birinin kekemeliği olabilir, bu onun özrüdür. Ya da farklı bir alt kültüre mensup olabilir. Terapist bunu hissettirmemeli. Ön yargılarını vestiyere asmalı. Dışarıda anne, baba, eş, iş insanı, hatta politik kimliği olabilir ama terapide sadece klinisyen kimliğiyle bulunmalı. O role giremeyen, kategorik düşünce yapısına sahip olmayan kişi terapi yapamaz. Her vakayı ayrı değerlendirmek gerekir. Bir gün içinde on farklı vaka görebilirsiniz. Önceki vakayı rafa kaldırmadan yeni vakaya odaklanamazsınız. Bu yüzden yazılı not almak çok değerlidir. Danışan, ‘Benim anlattıklarım önemli, terapistim not alıyor’ duygusunu yaşar. O notlar sonraki seanslarda kullanıldığında güven ilişkisi güçlenir.” diye konuştu.
Nasihatle terapi aynı değil
Prof. Dr. Tarhan, terapiyi nasihatten ayıran temel farkın “yapılandırılmış bir süreç” olması gerektiğini belirterek, “Bazı kişiler nasihat arıyor. Oysa terapi nasihat değildir. Terapi, kişinin ihtiyaçlarına göre yapılandırılmış bir süreçtir. Hedef belirlenir, yol haritası çizilir. Terapist, başlangıçta değerlendirme ölçekleriyle kişinin durumunu ölçer, terapi sonunda da aynı ölçeklerle değişimi gözlemler. Subjektif ve objektif veriler karşılaştırılır. Böylece terapinin somut etkisi izlenir.” ifadesinde bulundu.
İnsan akışı değiştiremiyorsa bakışı değiştirmeli
Danışanların büyük bölümünün sorunlarını dış etkenlere bağladığını belirten Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:
“Terapiye gelenlerin yüzde 70–80’i problemi dış nedenlere bağlıyor; eşine, topluma, ekonomiye… Oysa insan akışı değiştiremiyorsa bakışını değiştirmelidir. Kişinin psikolojik kaynakları güçlü olsa bile düşünce çarpıtmaları varsa bunları kullanamaz. Zihinsel esneklik kazandırmak terapi sürecinin önemli bir hedefidir. Biz buna ‘kognitif fleksibilite’ diyoruz. Yani sadece A planı değil, B ve C planlarını da görebilmeli insan.”
Ego savaşları ilişkilere zarar veriyor
Aile ve çift terapilerinde sıkça gözlenen durumun “karşı tarafın değişmesini bekleme” olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Yakın ilişkilerde taraflar genellikle birbirini değiştirmeye çalışıyor. Oysa ‘İlişkimizin geleceği için doğru olan nedir?’ sorusunu sormak gerekir. Çoğu kişi ‘Eşim düzelirse ben de düzelirim’ diyor. Her iki taraf da böyle düşününce ego savaşları başlıyor. Değişim önce kendinden başlamalı. Terapi de bu farkındalığı kazandırmakla başlar.” şeklinde konuştu.
Değişim isteğinin terapiye başlamanın en önemli koşulu olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi sürekli eşini, patronunu, çevresini anlatıyor ama kendinden hiç bahsetmiyorsa bu kişi değişim istemiyor demektir. O yüzden terapide ilk hedef değişim motivasyonu oluşturmaktır. Terapiste gitmeyi kabul etmek bile yüzde 50 iyileşme anlamına gelir. Çünkü bu bir olgunluk göstergesidir.” dedi.
Terapide rahatlama değil değişim hedeflenir
Prof. Dr. Tarhan, terapi sürecinde “rahatlama” yerine “değişim” hedefinin altını çizerek, “Bazıları ‘Terapiden çıktım, çok rahatladım’ diyor. Oysa terapinin amacı rahatlama değil, değişimdir. Terapi bir basamak gibidir; kişi her seansta bir adım yukarı çıkmalıdır. Amaç belirlenmeli, bağ kurulmalı ve kişiye ödevler verilmelidir. Bu, terapötik sürecin yapıtaşlarından biridir.” ifadesinde bulundu.
Terapötik ilişkinin duygusal boyutuna da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Bazı kişiler terapisti bir bağlanma nesnesi olarak görür; annesi, eşi ya da hayatındaki eksik rolün yerine koyar. Buna ‘transferans’ diyoruz. Terapist, böyle bir durumda profesyonel sınırlarını korumalı ve gerekiyorsa danışanı başka bir uzmana yönlendirmelidir. Aksi hâlde terapi bozulur.” diye konuştu.
Prof. Dr. Tarhan, aile içi ilişkilerdeki güç savaşlarına da değinerek, “Bazı kişiler gerçekten ‘hastayı eden’ kişiler oluyor. Ama kişi izin vermezse kimse onu hasta edemez. Kontrol duygusu yüksek, empati yoksunu bireyler karşı tarafı köleleştirmeye çalışıyor. Bu sürdürülebilir değil. Evliliğin ilk dönemlerinde ‘hayır deme becerisi’ kazandırmak çok önemli. ‘Bunu senin için yapıyorum ama doğru değil’ diyebilmek, ilişkileri dengede tutar.” şeklinde konuştu.
Terapinin nihai amacının kişinin kendine tarafsız bakabilmesi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bir insan yaşadığı soruna tarafsız olamıyorsa çözüm üretemez. Hep kendini haklı gören kişi, kendi kör noktasını göremez. Terapide hem danışanın hem terapistin kendi ön yargılarına karşı bağımsız olması gerekir. Gerçek değişim ancak bu farkındalıkla mümkündür.” dedi.
10 seanslık bir terapi almak kişinin kendine yatırımı
Terapiye gitmenin bir “lüks” olarak değil, kişinin ruhsal sağlığına yaptığı orta ve uzun vadeli bir yatırım olarak görülmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Tabii lüks gibi gözüküyor ama kişi böyle durumlarda kaybedeceği şeyleri düşündüğü zaman, on seanslık bir terapi almak aslında orta-uzun vadeli bir yatırımdır. Bu, ileride birçok hata yapmasını, yalnız kalmasını, depresyona girmesini önler. Her olayı bir travma olarak değil, geliştiren bir deneyim olarak görebilmek mümkündür. Hayatın olumlu ve olumsuz yönlerini birlikte görebilmeli, ama odağı olumludan yana kurabilmeliyiz.” ifadesinde bulundu.
Kişinin bunu kendi başına başaramadığı durumlarda “bir bilenden yardım almasının son derece insani ve faydalı” olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Hayat yolunda ilerlerken karşına bir engel çıktıysa ve sen aşamıyorsan, danışırsın. Bu konuda yüzlerce hasta görmüş bir uzman, ‘Bu açıdan bak, şöyle yaparsan düzelir’ diyebilir. Eskiden insanlar bu rehberliği bilge kişilerden alırdı, şimdi bunu mesleki formasyon almış terapistler yapıyor.” diye konuştu.
Terapi sürecinde kültürel uyumun önemine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Terapi eğitiminin içinde bile bu vurgulanır: Kişinin kültürünü, kimliğini ve değerlerini bilmek gerekir. Danışan kendi değerlerini anlamayan bir terapistten fayda göremez. Kültürüne uygun terapistle çalışan kişi daha hızlı yol alır.” şeklinde konuştu.
Yapay zekâ terapinin süresini kısaltacak ama yerini alamaz
Prof. Dr. Tarhan, yapay zekânın terapi sürecindeki rolünü değerlendirerek, “Yapay zekâdan faydalanılabilir. Terapiste gitmeden önce kişi yapay zekâya sorular sorabilir, düşüncelerini tartabilir. Bu, seans sayısını azaltabilir. Belki on seansta yapılacak terapi altı seansta tamamlanabilir. Ama yapay zekâ bilinçli bir varlık değildir. Onu terapist yerine koyarsanız sizi yönetir, çocuk gibi yönlendirir. O yüzden alınan bilgileri terapistle birlikte değerlendirmek gerekir.” şeklinde sözlerini tamamladı.








